SEVEBİLİR MİSİNİZ?

Son günlerde sevindirici ve eğitici yazı ve haber okuyamıyoruz. Bugün bir değişiklik yaparak gerçekten ince ve latif bir hayat tecrübesiyle sizi başbaşa bırakmak istiyorum.

"Müftü Bey, yeni atanmış stajyer vaizini, bulunmuş olduğu şehrin kenar mahallelerinden bir camiye görevlendirmişti. Kendisine özgü üslubuyla ona şöyle demişti.

-'Bak vaiz efendi, cemaatinle çevrenle ilgilenmelisin, iç ve dış dünyalarını gözlemlemelisin, her biri hakkında değerlendirmeler yaparak dosyalı çalışmalısın.'

-'Hocam dosyalı çalışmak dediniz, bu sözü biraz açar mısınız, dosyalı çalışmak ne demek?'

-Bu hususu size yaşadığım bir olaydan bahsederek izah etmek isterim. Geçenlerde elbise yaptırmak için terziye gitmiştim anlaştıktan sonra terzi önüme bir dosya koydu ve bana; 'Hocam, lütfen şu karteksi doldurur musunuz?' dedi. Şöyle bir baktım, içeriği Müşteri Bilgi Formuydu. Kendi el yazımla doldurmaya başladım. Adım-soyadım, telefonlarım, ay ve gün olarak doğum tarihim, evlendiğim gün, hepsi sorulmuştu. Terziye dedim ki, 'beyefendi evlilik günümden sana ne, bu özel bir husus, niçin yazmamı istiyorsunuz?'

Terzi:

-'Hocam zat-ı âliniz, İlimizin Müftüsüdür, önemli bir bürokratsınız, doğum ve evlilik günlerinizi bir çiçekle kutlamak isteriz, çünkü müşteri bizim velinimetimizdir.'
dedi.

'Genç meslektaşım cemaat de bizim velinimetimizdir. Onlar olmazsa görev yapabilir miyiz?

Öyleyse onları kazanmaya, sayılarını çoğaltmaya, sevgi ile yaklaşmaya, acı ve tatlı günlerini paylaşmaya gayret göstermeliyiz.

Ben din görevlisini şöyle tarif ediyorum; din görevlisi bilgiye dayalı, halk eksenli, çağdaş görümlü, toplumun problemlerini tespit edip çözüm üreten, din gönüllüsü olmalıdır. Beş boyutlu bu tarifimi bir tarafa yaz ve üzerinde düşün?'

Bu konuşmadan sonra vaiz göreve başlar ve yedi yıl aynı camide hizmet verir. Üç beş kişi ile başladığı vaazlarına onlarca, yüzlerce kişi eklenir.

Zaman gelir, tayini çıkar. Yerine başka bir vaiz görevlendirilir. Ancak cemaatte bir azalma ve vaazlara karşı bir ilgisizlik görülmeye başlar. Bu duruma üzülen yeni vaiz, ilgisizliğin nedenlerini araştırmaya koyulur ve bir önceki vaizin çalışmalarına ve dosyalarına ulaşır. Merak eder uzak bir ile atanan meslektaşını ziyarete gider. Hüsnü kabulden sonra ona:

'Hocam biliyorsunuz yerinize ben atandım. Ancak her geçen gün cemaatimden çözülmeler, dinleyicilerin sayısında azalmalar olduğunu gördüm, kime bu konuyu açtımsa hep sizden söz ediyorlar, bu kişilere ne yaptınız ki zat-ı âlinizi unutamıyorlar?' diye sorar.

Vaiz efendi gülümser tavrıyla; 'Ben onları çok sevmiştim.' der ve şunları ekler: 'Size çok önceleri mutasavvıflar dergahında geçen bir olaydan söz edeyim.

Bu dergâh, bilgeliğin sırlarını aramak içen gelenleri kabul ediyordu ve burada geçerli olan inceli, anlatmak istediklerini konuşmadan açıklayabilmekti. Sezgisel buluşmaya inanılıyordu. Bir gün dergâhın kapısına bir yabancı geldi, kapıda öylece durdu ve bekledi. Tokmak, çan, zil türünden ses çıkaran bir alet de yoktu. Bir süre sonra kapı açıldı, içerden bir kişi çıktı ve kapıda duran yabancıya baktı. İşaretle selamlaştıktan sonra, sözsüz konuşmaları başladı.

Gelen yabancı dergâha girmek ve burada kalmak istiyordu. İçerden çıkan kişi, bir süre kayboldu, sonra elinde ağzına kadar su ile dolu bir kapla döndü ve onu yabancıya uzattı. Bunun anlamı; yeni bir kişiyi kabul edemeyecek kadar doluyuz, demekti.

Yabancı dergâhın bahçesine indi, kopardığı bir gül yaprağını su ile dolu kabın üzerine bıraktı. Gül yaprağı suyun üzerinde yüzüyordu ve su taşmamıştı. İçerden çıkan sofi, saygıyla eğildi ve kapıyı açarak yabancıyı içeriye aldı.'

Suyu taşırmayan gül yaprağına her zaman yer vardır. İşte bu gül yaprağı sevgiydi.


Sevgili meslektaşım, insan ruhu da doğanın bir parçasıdır ve doğa gibi boşluk kabul etmez. İçinde sevgiyi barındırmayan insan, nefretle dolar ve insanlıktan uzaklaşır.

Nefret etmeden birine kötülük yapamazsınız. Nefret etmeden birini öldüremezsiniz. Nefreti içinde barındırmak isteyen insan, önce kendisinden nefret etmek zorundadır. İçinde nefreti yaşayan kişi yüreğindeki sevgiyi kovmuştur. Artık onu bulması çok zordur ve bunun bedelini ağır şekilde ödeyecektir.

Sevgisizlik bir yüktür ve sevmeyenler çok kötü şeyler yaparlar. Unutma ki acımak sevgi değildir, acımak üstünlüğün kabulüdür. Hoşgörü, sevgi değildir, ihtiyacın karşılanmasıdır. Öyleyse sevgi nedir?

Sevgi, değer vermesini bilmektir. Sevgi, yaşama hakkını kabul etmektir. Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır. Sevgi, insan olmaktır, daha doğrusu sevgi, gülü dikeni ile avuçlayıp avuca dökülen kanın hesabını gülden sormamaktır.

Biz sevgiyi hayatımızdan kovduk ve yerine parayı koyduk para için eğitim görüyoruz, para için meslek ediniyoruz, para için çalışıyoruz, para için birbirimizi çiğniyoruz, para için birbirimizi aldatıyoruz, para için savaşıyoruz.

Sevginiz olmadıktan sonra daha çok paranız olsa, daha üstün görevlerde olsanız, daha çok toprağınız, eviniz, arabanız, malınız olsa ne olur!!!


Sevginiz yoksa hiçbir şeyiniz yok demektir. Belki de yeniden öğrenmemiz gereken işte budur."

Bu haber 04/02/2009 tarihinde eklenmiştir.