Manşet: İZMİR'İN VE AZİZ KOCAOĞLU'NUN KURTARICISI...


O BİR ALPERENDİ...

Dünya ve ölüm üzerine bir yazı yazmayı hiç düşünmemiştim. Gecenin bir yarısı telefonum çaldı, arayan arkadaşımdı.

? Hakkını helal et ben bir kaç güne kadar öleceğim ? dedi.

İlk duyduğumda şaka gibi gelen bu kelimeler bende şok etkisi yaptı.

Ne diyorsun Mustafa Allah uzun ömür versin hem ne acelen demişsem de, ? sen hakkını helal et ben gidiyorum? dedi. Başka zaman olsa Mustafa ile uzun uzun konuşur sohbet eder ve takılabildiğim kadar takılırdım.

Mustafa dürüst ve iyimser bir insandı. Devletin milyarlık mallarına hükmeder içinden iğne almazdı.Yüzü hep gülerdi. Senelik izinlerinde memleketine gittiğinde gönlünden ne kopmuşsa; nar ekşisi, biber salçası gibi yöresel hediyeler getirirdi.

Eli hiç boş gelmezdi. Harcamaları çok dikkatli ve tasarrufluydu. Allah inancı sağlamdı. Doktoru ?sen kansersin ve çok fazla ömrün yok? dediğinde ? Allah ne ömür vermişse onu yaşarım ? demişti.

Bana bir gün ? Yusuf Abi bu hasalık beni erkenden mezara alır mı, ne dersin demişti.?

İnsan olarak her olaya haklıya haksıza laf yetiştirmekte üstümüze yoktur. Ama bu konuda dilim bağlandı. Konuşamadım.

Sen bu hastalığı yenebilirsin diyebilmiştim.

Telefonla hakkını helal et dedikten sonra sabaha kadar uyuyamadım. İnanamadım, film setlerinde yaşanan olayların bir benzerini kendim yaşıyordum.

Keşke korkulu ama bir rüya olsaydı dedim.

Ertesi gün bir başka ortak arkadaşımdan ölüm haberini aldım. Hemen Mustafa?yı beş yıldır yalnız bırakmayan eşi Hülya hanımı aradım.

Hülya hanımın dilinden ?Yusuf Abi Mustafa vefat etti ? cümlesi döküldü.

Allah Rahmet eylesin demekten, sabır dilemekten başka elimizden bir şey gelmiyordu.

Eşi Mustafa?nın son yolculuğunu söyle anlattı ; ?Yusuf Abi vefat etmeden on dakika önce çok ağır uyutucu ilaç verdiler. Rahat bir uykuya daldı. Sonra birden kalktı ve abdest aldı namaz kıldı. Çocukları tek tek öptü hakkınızı helal edin dedi.

Bize el sallayarak bay bay yaparak yatağına uzandı ve bir daha uyanmadı, ? dedi.

İnsan her şeyin bir şey etmediği o anı ancak böylesi bir durumda fark ediyor.

Mustafa artık Allah'ın huzurundaydı ve ona sadece inancı yardım edebilirdi. Onun dışındaki her şey hiç olmuştu.

Antakya ya defnedilmesini vasiyet etmiş, vasiyeti gereği cenaze Antakya ya nakledildi. Hastane morgunda hocadan rica ettim son bir kez görelim diye.

Sağ olsun Hoca tabi ki neden olmasın dedi. Mustafa'yı soğuk odadan aldık ve yıkama taşına uzattık. Bembeyaz kefeniyle tertemiz yatıyordu. Yüzü her zaman olduğu gibi gülüyordu. Fotoğrafını çekmek istedik. Olağandışı bir olay oldu ve telefonun kamerası çalışmadı. Birkaç kez deneyince arkadaşları ve beni bir korku sardı.

Sonra bir başka arkadaş besmele çekerek resimlerini çekebildi. Sonra bizim kamerada çalıştı.

Üç çocuğunu, genç eşini ve bu güne kadar kazandıkları maddiyatları arkada bırakarak gitti.

Mezarlığa gelirken adetleri olduğu için tüm araçlar korno çalıyordu. Araç kornalarını duyanlar duruyor, oturuyorsa ayağa kalkıyor ve ellerini semaya açıp dua okuyordu.

Albayrağa sarılı tabutu polislerin yardımıyla kabristana kadar ulaştı. Antakya da cenazeyi gören peşimize takıldı ve tüm mezarlık ana baba günü oldu.

Yıllarca birlikte gezdiğimiz , dolaştığımız , yemek yediğimiz arkadaşımızı 37 yaşında kara toprağa teslim etme görevi bana düşmüştü. Kendi ellerimle toprağın sinesine bırakıverdim.

Antalya toprağı sert ve kayalık olduğu için Mustafa'yı yumuşak bir toprağa yatıramadık. Ak sakallı bir ihtiyar bizi mezarın içinde ince toprak ararken görünce;

? Evladım siz endişe etmeyin o şimdi tüyden daha yumuşak döşeklerde yatıyor siz itimat edin o şehitlerle birlikte ? dedi.

Bir an içimize sevinç ve genişlik geldi. Beş yıl kansere sabreden ve bu hastalıktan vefat eden şehitlik makamına erer ben 70 yaşımdayım yoldan insanların dönerek bir ölünün peşinden geldiklerine şahit olmadım dedi.

Bulabildiğimiz en yumuşak toprakla sırtını örttük. Daha sonra betondan kalıplarla kapatarak topraklar atıldı.

Dualar gözyaşları ile semaya yükseldi.

Rahmetli Kurtlar Vadisi , Şubat Soğu gibi dizileri çok sever ilgiyle izlerdi. En sevdiği arabayı da yeni almıştı. Her şeyini bırakıp imanıyla toprağın sinesine uzandı.

Mezarlıktan geldikten sonra eşi ? Yusuf Abi Mustafa'nın vasiyetini vereyim okurmusun ? dedi.

Vasiyetini gözyaşları içinde okuduk.

? Tüm borçlu olduklarını yazmış bunları emekli ikramiyesinden gelecek paradan öde. Beş milyar, tüm fakire fukaraya dağıt. Devlet görevim esnasında istemeyerek de olsa hakkım olmayan imkanlardan yararlanmışımdır. Kağıt , fotokopi, servis aracı vs gibi. Bunlar için bir milyar bir devlet kurumuna bağışla.

Çocuklarımı vatana millete hayırlı birer evlat olarak yetiştir. Alacaklarımı isteme getiren getirsin getirmeyene hakkım helal olsun... Beş yıllık hastalığım süresince başımdan ayrılmayan eşime tüm hakkım helal olsun. Ben ondan razıyım. Beni hastalığımın en ağır anlarında bile yalnız bırakmadı. Allah ondan razı olsun...?

Allah Rahmet eylesin...

Siz de Mustafa?nın ruhuna bir Fatiha okuyun...

Bu haber 30/01/2009 tarihinde eklenmiştir.

Bu haberi paylaşın

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

 
 
Üye Girişi
Albümler
 

Enstrumental Radyo
Reklam Radyosu
Türkçe Pop Radyo